Kanser Tedavisinde Bütüncül Tedavi: İmmunoonkotermi

Kanser Tedavisinde Bütüncül Tedavi: İmmunoonkotermi

Prof. Dr. Canfeza Sezgin

 

Kanser sıklığı çeşitli nedenlere bağlı giderek artarken 2030 yılında hastalıklara bağlı ölüm nedenlerinin 1. nedeni olması beklenmektedir.

 

Bağışıklık sisteminin kanserden korunmada ve kanser tedavisinde önemli rol oynadığı iyi bilinmektedir. Son yıllarda immunoterapi yani bağışıklık sistemini temel alan kanser tedavileri ruhsat alıp kullanılmaya başlanmıştır.

 

Bununla birlikte immunoterapi ilaçlarının maliyetinin yüksekliği ve iyi fayda görebilecek hasta sayısının az olması önemli sorunlardandır. Örneğin kanser dokusunda PD-L1 %5 ve üzerinde pozitif bulunan ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinin birinci sıra tedavisinde Atezolizumab immunoterapi ilacıyla hastaların % 22’ sinde, ikinci sıra tedavide ise %19’ unda iyi yanıt elde edilebilmiştir (Peters S, 10.1200/JCO.2016.71.9476). Başka bir araştırmada ise benzer hasta grubunda Nivolumab immunoterapi ilacının yararının kemoterapiden daha az olduğu bulunmuştur (Carbone DP, NEJM 2017). Bu klinik çalışmalar immunoterapide farklı yaklaşımların birlikte kullanılmasının faydalı olabileceğini düşündürmektedir.

 

Buna ek olarak kanser hastalarının önemli bir bölümü de ‘immune desert’ olarak isimlendirilen immunoterapi ilaçlarının etkili olmadığı grubu oluşturur.

 

Bu nedenle kanser hastalarının çoğu için bağışıklık sistemini harekete geçirecek tamamlayıcı tedaviler ile konvansiyonel tedavilerin etkinliğinin iyileştirilmesi gereklidir.

 

İmmunoonkotermi yaklaşımı bir tamamlayıcı kanser tedavisi olup bağışıklık sisteminin desteklenmesi ile antikanser savunmanın arttırılması, kanser hücresinin kendisini tamir etme yeteneğinin engellenmesi hedeflenmektedir.

 

Sitokin tedavisi, yüksek doz C vitamini, fitoterapi (bitkisel tedavi) ve onkotermik hipertermi gibi tamamlayıcı kanser tedavilerini içerir.

 

Sitokin tedavisinde IL-2 gibi bağışıklık sisteminin doğal uyarıcısı sitokinler kullanılmaktadır. Böbrek kanseri, organ kanseri ve nöroblastom gibi kanserlerde IL-2 uygulaması ile antikanser bağışıklık sistemi uyarılmaktadır (Lang JM, Cancer Immunol Immunother 2011). Standart tedaviye yanıt vermeyen metastaz yapmış kanserin ikinci sıra tedavisinde kemoterapi ile beraber düşük doz IL-2 ve CSF sitokinlerinin beraber uygulanmasının faydalı olabileceği klinik çalışmada gösterilmiştir. Kemoterapi ile beraber sitokin alan hastaların ortalama yanıt oranı, sadece kemoterapi alanların iki katı gibi oldukça yüksek bulunurken hayatta kalma şanslarının daha fazla olduğu gösterilmiştir (Correale P, Cancer Biol Ther 2009). Tıbbi tedaviye sitokin eklenmesi ile elde edilen bu sonuçlar oldukça ümit vericidir.

 

Onkotermik hipertermi, kanser kitlesine yönelik ayarlanmış radyofrekans dalgalarının kullanıldığı ciddi yan etkisi olmayan modern tamamlayıcı tedavi yöntemidir. Vücudun derininde yerleşmiş kanser kitlesine radyofrekans dalgalarıyla ulaştırılan 42-44 derece aralığındaki ısı ile sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanser hücrelerinin metabolizması bozulmakta, radyoterapi, kemoterapi veya hedefe yönelik tedavilerin yararının arttırılmasına yardımcı olunmaktadır (Shen H, Int J Hyperthermia 2011. Linthorst M, Radiother Oncol. 2015). Klinik çalışmalarda antikanser etkinliği olabileceği gösterilmiştir. Onkotermik ısıya karşı kanser hücrelelerinin verdiği HSP yanıtı da bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesine yardımcı olur (Multhoff G, Int J Hyperthermia 2002).

 

Fitoterapi yani bitkisel tedaviler kansere karşı mücadelede önemli yardımcılardandır. Geleneksel Çin tıbbında kullanılan bazı bitkisel ekstreler kanser tedavisinin başarısını ve iyileşme şansını arttırırken, geleneksel Kore tıbbı bitkisel ekstreleri de kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmaktadır (McCulloch, J Clin Oncol 2006. Kim YH, J Clin Oncol. 2017). Fitoterapi, antikanser bağışıklık sisteminin desteklenmesi, kanser kök hücresinin hedeflenmesi, kanser ilaçlarının etkinliği arttırılırken yan etkilerinin azaltılmasında yardımcı olmaktadır. Bitki – ilaç etkileşimlerinin olması nedeni ile onkolojik tedaviye uygun bitkisel tedavi seçilir.

 

Yüksek Doz C vitamini toplardamar yoluyla uygulandığında kanser hücrelerine girip oksidan etki göstererek kanser hücrelerinin metabolizmasında bozulmaya ve kırılganlığa neden olur (Schoenfeld JD, Cancer Cell 2017). Tedavilere yanıt vermeyen bazı kanser hastalarında hastalık kontrolü, kansere bağlı gelişen yakınmaların azalması ve yaşam sürelerinde beklenmedik uzama elde edildiği bildirilmiştir (Padayatty SJ, CMAJ 2006. Murata A, Int J Vitam Nutr Res Suppl 1982. Mikirova N, J Transl Med 2013).

 

Yüksek doz kemoterapi ve küratif radyoterapi tedavisine rağmen ilerleyen 13 cm lik büyük kitlesi olan rahimağzı karsinosarkomu olan bir vakada düşük doz kemoterapi, onkotermik hipertermi, fitoterapi ve yüksek doz C vitamini ile elde edilen tam patolojik yanıt bilimsel kongrede olgu olarak sunulmuştur (Sezgin C, EHOK 2017).

 

Sonuç olarak; hedefe yönelik tedavi, immunoterapi, kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedaviler modern kanser tedavisinin temelini oluşturur. Onkolojik tedavilerde gelişme ve yeniliklere rağmen halen hastaların önemli bir bölümünde konvansiyonel tedavilerin etkinliğinin arttırılmasında yardımcı olarak kullanılacak yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bilimsel araştırmalar ışığında yukarıda bahsettiğim tamamlayıcı kanser tedavileri onkolojik tedavilerin yanında emniyetli bir şekilde uygulanmakta, kanser tedavisinin başarısının artmasına yardımcı olunmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Prof Dr Canfeza Sezgin Fitoterapi & Tıbbi Onkoloji Uzmanı İletişim: info@canfezasezgin.com - 02122155027 / 02122155028

İLGİLİ HABERLER

En Çok Okunanlar


Şahmeran Efsanesi

Evvel zamanda, Mezopotamya topraklarında doğmuş bir efsane Şahmeran... Yüzyıllardan beri anlatılagelen…